Zamanın Fısıltısı: Antika Makinenin Sırrı (Hikaye 1. Bölüm)


Tavan arasında antika fotoğraf makinesini bulan genç kadın ve gizemli atmosfer
Zamanın Fısıltısı: Antika Makinenin Sırrı (Hikaye 1. Bölüm)

Her şey, büyükannemin tavan arasını temizlerken başladı. Eski püskü, tozlu bir sandığın en dibinde, paslanmış metal bir kutu buldum. İçinden çıkan şey, hayatımı değiştirecekti. Küçük, gümüş rengi, antika bir fotoğraf makinesi... Ağır ve soğuktu. Parmaklarım dokunduğunda sanki yılların yorgunluğunu hissettim. Bir fotoğraf makinesiydi bu; üstelik çalışıyor gibiydi. Merakla deklanşöre bastım, hafif bir "çıt" sesi duyuldu. Boşluğa çekilmiş bir kareydi. O an anlamadım, o makinenin bana bir sır fısıldadığını...

Makineyi temizleyip kurcalarken, objektifin kenarında zar zor okunan, eski el yazısıyla yazılmış incecik bir isim fark ettim: "Mira". Mira'nın kim olduğunu ya da bu makinenin neden bu kadar eski ve terk edilmiş göründüğünü bilmiyordum. Ama içimde tuhaf bir his vardı. Sanki makine, benim onu bulmamı yıllardır beklemiş gibiydi. Onu elime aldığımda hissettiğim o soğuk metal, artık avucumda can bulmuş gibiydi.

Ertesi gün, eski eşyalara meraklı bir arkadaşıma göstermek için makineyi yanıma aldım. Yol boyunca otobüs camından dışarıyı izlerken, makineyi tesadüfen cama doğru çevirdim. Bir an için objektiften yansıyan manzaraya takıldım. Gördüğüm şey, normal değildi. Otobüsün hızla geçtiği cadde, aniden farklı bir renge büründü. Binalar eskidi, insanlar farklı giysilerle yürüyorlardı. Sanki o an, 1950'li yıllara geri gitmiştim. Şaşkınlıkla gözlerimi ovuşturup tekrar baktığımda, her şey normale dönmüştü. Sadece bir yansıma, bir göz yanılgısı olmalıydı.

Arkadaşım makineyi görünce şaşkınlığını gizleyemedi. "Bu antika bir parça, Nihal! Değerli olabilir. Nereden buldun?" diye sordu. Ona tavan arasını anlattım, ama gördüğüm o garip anıdan bahsetmedim. Belki de deliriyordum. Kim bilir? Akşam eve döndüğümde makineyi masama koydum. Gözlerim istemsizce objektife kaydı. "Mira"... Kimdin sen Mira? Ve bu makine neden senin adını taşıyor?

O gece uyuyamadım. Aklım sürekli o makinedeydi. Yatağımdan kalkıp masaya yürüdüm, makineyi yeniden elime aldım. Pencereden dışarıya baktım, sokak lambalarının soluk ışığı altında her yer sessizdi. Objektifi sokağa çevirdim. Tekrar oldu. Ama bu sefer daha netti. Sokaktaki arabalar at arabalarına dönüştü, yoldaki asfalt kaldırım taşlarına evrildi. Siyah beyaz bir dünya belirdi objektifin içinde. Kalbim hızla çarpmaya başladı. Bu bir göz yanılgısı değildi. Makine gerçekten de... zamanı gösteriyordu. Kalbim göğüs kafesimi zorlarken, titreyen ellerimle makineyi pencerenin kenarına bıraktım. Dışarıdaki o siyah-beyaz dünya, objektifin camında hâlâ asılı duruyordu. Ama o an, tüylerimi diken diken eden asıl şeyi fark ettim.

Objektifin içindeki o eski, taş plak seslerinin yankılandığı sokakta, bir figür belirdi. Genç bir kadın... Üzerinde 50’li yılların modası olan zarif bir pardösü, başında hafif yana yatık bir şapka vardı. Yavaşça başını kaldırdı ve doğrudan bana, yani objektife doğru baktı. Sanki beni görüyordu. Sanki aramızdaki yetmiş yılı aşan o derin boşluğu bir bakışıyla yok etmişti.

Gülümsedi ve elindeki küçük bir kâğıdı, tam önündeki sokağın köşesinde duran o eski, dökme demir posta kutusunun altına sıkıştırdı. Sonra arkasına bile bakmadan sisli sokakta kayboldu.

Dehşet içinde makineyi elime alıp tekrar baktım. Sokak yine benim bildiğim modern sokağımızdı. Ama o posta kutusu... O dökme demir posta kutusu, yetmiş yıldır orada, o köşede öylece duruyordu.

İçimden bir ses 'Gitmelisin Nihal' diyordu. 'O kâğıt hâlâ orada olabilir mi?'

Eğer oradaysa, bu sadece bir fotoğraf makinesi değil, geçmişin bana yazdığı bir mektuptu. Ceketimi kaptığım gibi kendimi sokağa attım. Gece yarısının serinliği yüzüme çarparken tek bir sorum vardı: Mira, bana ne anlatmak istiyordun?"

Sevgiler

Nihals~~

"Mira'nın mektubu posta kutusunda mı? Cevabı 2. Bölümde!"

"Yeni bölümlerden haberdar olmak için blogumuzu takip etmeyi ve yorum bırakmayı unutmayın."

Yorumlar